Enerji, bilincin tezahür etmesine yardım etmek ister. Bu cümle öylesine önemli bir laf ki pek çok şeyi yeniden yorumlamayı gerektirebilir hayatlarımızda. Tobias adlı bir varlığın bir celsesi esnasında söylediği bir laftır bu. Biraz açmak istedim bende.
Bilincin fizikselleşmesi ve yaşanması için gerekli olan şey enerjinin forma girmesidir. Yaşanmakta olan düzlemin formuna girmesi. Var olan her şey aslında enerjinin farklı halleri, yani bilincin yansımalarıdır. Peki bilinç nedir? Bilmekten gelen türemiş bir kelime. Bilmek bir şeylerin ne olduğunu ve nasıl olduğunu hafızada tutma işlemidir. Yani bir şeyleri görmeden ya da o şeyler olmadan önce onun ne olduğu ve nasıl olduğundan haberdar olmaktır. Bilinç de bunun sistemli hale gelmiş bir şekli olabilir, yani bilgilerin sistemleşmiş bir bütünü ve bu bütünü hafızasında tutan bir farkındalık. O farkındalığın hafızasında yer tutan bilgi bütününü bilinç olarak kabul edersek ve bu farkındalığın varlık boyutlarında kendini ancak bir canlı ya da canlı grubu olarak gösterdiğini düşünürsek varlık boyutlarında kendinin farkına varan bu bilincin aynı anda ayrılık illüzyonuna da nasıl düştüğünü anlamış oluruz. Yani başta var olan tek şey bilinçtir. Zaten o yarattığı için ne yaratacağını da otomatik olarak bilecek, bu işlemi ise “enerji” denen ve her kalıba giren materyal ile yapacaktır. Onu türlü titreşim seviyelerinde türlü formlara sokacak ve oynayıp duracaktır. Yalnız o formları hissetmek için o “formlar” olmak gerektiğinden hareketle bilinç kendini o formların içinde tezahür ettirecektir. O formların bulunduğu titreşim seviyelerinde tezahürünü gerçekleştirip gözünü açtığında ise gördüğü şey ayrılık ve nesneler dünyası olacaktır. Yani bir kendisi bir de etrafı vardır. Bir içine girdiği form bir de başka formlar vardır. Aslında o formları da oraya koyan kendisi idi. Ama bu yeni pozisyondan bakınca öyle görünmemektedir. Peki bilinç şimdi ne yapmış oldu?
İçinde kudurup duran ve sürekli akmak isteyen bir olgu olan enerjiye yön verdi. Onu canının istediği formlara sokarak belli bir zaman boyunca titreşim seviyesini sabitledi. Arkadan gelen enerjiyi sürekli olarak yeni formlara sokmak suretiyle bir miktar dinginleştirdi. Habire oynayıp durmaktansa o enerjinin içindeki gücü yumuşattı, azalttı ve çeşitli kademeler yaratarak onun formlaşmasını sağladı. Dağılıp tekrar mutlak enerji durumuna ve yokluğa geçmemesi için bilincini o yarattığı şeylerin içine yaymak istedi. Bu durumda kendini bu yaratının içine tekrar doldurdu. Artık binlerce gözü olan bir varlık haline geldi bilinç, her yerdeydi ama her yerde başka başka varlıklar da vardı. Onlar da kendisiydi tabii, ama bölünmüş bilincin her bir parçası varlığa girdiği anda bölünmüşlüğe de girdiğinden bunu o boyutta anlayamadı.
Yazmaya ve uydurmaya devam ediyorum. Acaba diyorum ki insan denen varlığın böyle bir misyonu mu var? Yani böylesine bölünmüş bir bilinç ile varlığın katmanlarına doğup bütünselliği algılamaya çalışmak gibi bir misyon. Bilmiyorum ama olabilir tabii ki. Bu nasıl yapılır derseniz hele onu hiç bilmiyorum.
Bilincin fizikselleşmesi ve yaşanması için gerekli olan şey enerjinin forma girmesidir. Yaşanmakta olan düzlemin formuna girmesi. Var olan her şey aslında enerjinin farklı halleri, yani bilincin yansımalarıdır. Peki bilinç nedir? Bilmekten gelen türemiş bir kelime. Bilmek bir şeylerin ne olduğunu ve nasıl olduğunu hafızada tutma işlemidir. Yani bir şeyleri görmeden ya da o şeyler olmadan önce onun ne olduğu ve nasıl olduğundan haberdar olmaktır. Bilinç de bunun sistemli hale gelmiş bir şekli olabilir, yani bilgilerin sistemleşmiş bir bütünü ve bu bütünü hafızasında tutan bir farkındalık. O farkındalığın hafızasında yer tutan bilgi bütününü bilinç olarak kabul edersek ve bu farkındalığın varlık boyutlarında kendini ancak bir canlı ya da canlı grubu olarak gösterdiğini düşünürsek varlık boyutlarında kendinin farkına varan bu bilincin aynı anda ayrılık illüzyonuna da nasıl düştüğünü anlamış oluruz. Yani başta var olan tek şey bilinçtir. Zaten o yarattığı için ne yaratacağını da otomatik olarak bilecek, bu işlemi ise “enerji” denen ve her kalıba giren materyal ile yapacaktır. Onu türlü titreşim seviyelerinde türlü formlara sokacak ve oynayıp duracaktır. Yalnız o formları hissetmek için o “formlar” olmak gerektiğinden hareketle bilinç kendini o formların içinde tezahür ettirecektir. O formların bulunduğu titreşim seviyelerinde tezahürünü gerçekleştirip gözünü açtığında ise gördüğü şey ayrılık ve nesneler dünyası olacaktır. Yani bir kendisi bir de etrafı vardır. Bir içine girdiği form bir de başka formlar vardır. Aslında o formları da oraya koyan kendisi idi. Ama bu yeni pozisyondan bakınca öyle görünmemektedir. Peki bilinç şimdi ne yapmış oldu?
İçinde kudurup duran ve sürekli akmak isteyen bir olgu olan enerjiye yön verdi. Onu canının istediği formlara sokarak belli bir zaman boyunca titreşim seviyesini sabitledi. Arkadan gelen enerjiyi sürekli olarak yeni formlara sokmak suretiyle bir miktar dinginleştirdi. Habire oynayıp durmaktansa o enerjinin içindeki gücü yumuşattı, azalttı ve çeşitli kademeler yaratarak onun formlaşmasını sağladı. Dağılıp tekrar mutlak enerji durumuna ve yokluğa geçmemesi için bilincini o yarattığı şeylerin içine yaymak istedi. Bu durumda kendini bu yaratının içine tekrar doldurdu. Artık binlerce gözü olan bir varlık haline geldi bilinç, her yerdeydi ama her yerde başka başka varlıklar da vardı. Onlar da kendisiydi tabii, ama bölünmüş bilincin her bir parçası varlığa girdiği anda bölünmüşlüğe de girdiğinden bunu o boyutta anlayamadı.
Yazmaya ve uydurmaya devam ediyorum. Acaba diyorum ki insan denen varlığın böyle bir misyonu mu var? Yani böylesine bölünmüş bir bilinç ile varlığın katmanlarına doğup bütünselliği algılamaya çalışmak gibi bir misyon. Bilmiyorum ama olabilir tabii ki. Bu nasıl yapılır derseniz hele onu hiç bilmiyorum.